31 Temmuz 2008 Perşembe

Erdal'dan Lezzet Bombardımanı

Bentley ve Diğerleri

Tottenham'ın Keane'i Liverpool'a satmak zorunda kalınca eline geçen parayla transfer piyasasında biraz daha saldırgan olacağı belliydi. Ben forvet bölgesine-Berbatov'un da gideceğini düşünerek- Arshavin veya D.Villa hamlesi bekliyordum. Juande Ramos ilk tercihini Blackburn'un yıldızı David Bentley'dan yana kullandı. Bentley 15 milyon poundluk bonservis karşılığında 6 yıllık Tottenham oyuncusu oldu. 2 milyon poundluk bir ek ücret daha da Bentley'in ilerleyen zamanlardaki performansına göre eklenebilir. Bu transferden en büyük karı yapan da Arsenal oldu. Bentley'in anlaşmasındaki madde sayesinde bonservisin yarısı Arsenal'in oldu.

Juande Ramos'un Bentley'den sonraki en önemli hedefinin de Rus Arshavin olduğu söyleniyor. Ramos'un bu transferi bitirmek üzereymiş ve ufak pürüzler de çözülünce Arshavin imza için Londra'ya gelecekmiş. Transfer bu hafta sonu biter deniliyor. Bakalım Berbatov ne olacak?




Premier ligden birkaç transfer haberi ile daha devam edersek;

Yıllardır Galatasaray'a geldi gelecek denilen ama bir türlü gelemeyen Danimarkalı Sorensen premier ligin yeni takımı Stoke City ile anlaşmış. Bonservisi elinde, tecrübeli iyi bir kaleci. Kaleci ihtiyacı olan takımlar için iyi bir fırsattı.

Everton forvet oyuncusu Andrew Jonhson'ı Fulham'a 13 milyon pound'a sattı. Ordan gelecek parayla Moutinho'yu almak istiyormuş Moyes.

Bu yazın yılan hikayesine dönen Barry-Liverpool hikayesi de sanırım Ronaldo-Real Madrid hikayesi ile aynı şekilde sonuçlanacak. İki tarafta da oyuncular gitmek istiyor ama klüpler izin vermiyor. Son olarak da Villa menajeri Martin O'Neill otur oturduğun yere demiş Barry'e. Liverpool'a da Barry bi yere gitmiyor, satılık değil demiş.

Arsenal de Portekiz U-21 milli takımının orta saha oyuncusu Amaury Bischoff ile anlaşmış gelecek sezon için. Yeni sezonda Cesc-Rosicky-Bischoff ve Silva'lı bir orta saha ile izleyecez Arsenal'de. Diğer rakiplerine göre biraz zayıf kalıyor şimdilik.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

İyi ki

"Ten years ago I declined an offer to join Milan,”

“Perhaps one day I will regret not accepting the offer, but at this moment I can say that I am happy to have remained at Man Utd."


Manchester United efsanelerinden Giggs yaptığı açıklamada böyle demiş.

"Zamanında Milan'dan aldığım teklifi kabul etmedim.

Gün gelir belki de o kararım için pişman olurum ama şu an Manchester United'da kaldığım için ve kararımdam memnunum."

İyi ki reddetmişsin Giggs, iyi ki...

29 Temmuz 2008 Salı

Robbie Keane ve Sonrası


Transfer piyasasında yılan hikayesine dönen transferler bi bir sonuçlanıyor. Ronaldinho'nun Milano yolu tutmasından sonra Keane de Liverpool yolcusu oldu. Geriye Ronaldo'nun hikayesi ve bir de Berbatov ve Barry hikayeleri kaldı.

Robbie Keane 20 milyon poundluk bir ücret karşılığında Anfield'ın yolunu tuttu. Tottenham klübü başkanı Daniel Levy yaptığı açıklamada kaptanlarını kaybettikleri için çok üzgün olduklarını söylemiş. Levy'nin dediğine göre Keane ayrılmak için bir hayli bastırmış onlar da anlayış göstermişler kaptanlarına. Liverpool bu yıl transfere iyi para harcadı. Benitez'İn tek hedefi Barry artık sanırım. Uzun zamandır uğraşıyorlar ama Aston Villa'nın kaptanını bir türlü kadrolarına katamadılar.

Keane transferi Liverpool'a büyük güç katacaktır. Hele bir de Barry takviyesi gelirse uzun yıllar sonra lig yarışında sonuna kadar kopmayan bir Liverpool izleyebiliriz. Keane Torres'in milli takımdan çok iyi partneri Villa tarzında bir oyuncu. Villa demişken ben olsam bu kadar parayı da harcamışken arkamdaki Amerikalıları ne yapar eder ikna edip Villa'ya bastırırdım. Takımdaki İspanyol havası ve Torres'le uyumları premier lige fazla gelebilirdi.

Bu transfer diğer bazı transferlerin kıvılcımı gibi de algılanabilir. Berbatov United'a, Villa veya Arshavin'den biri veya ikisi birden Tottenham'a gelebilir ilerleyen günlerde. United'ın Berbatov aşkı ortada ve Tottenham'ın da forvetsiz kalmayacağını düşünürsek Villa veya Arshavin'e kancayı takçışlardır şimdiden.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Özgürlük


Newcastle United'ın oyuncusu Joey Barton 74 günlük hapishane macerasını tamamlayıp bugün serbest kalmış. Geçtiğimiz Aralık ayında Liverpool'da iki kişiye saldırmaktan ceza alan Barton bu ay içinde erken salıverilmek için talepte bulunmuş ama talebi geri çevrilmiş. Newcastle teknik direktörü Kevin Keegan da Barton'un özgürlüğüne sevindiğini belirterek onu adam edecem merak etmeyin mesajları vermiş.


Barton'un şu pozu da Prison Break'daki Lincoln'un veledi LJ'a fena benzemiş.

Galatasaray ile Açıyoruz



Bursaspor'un sezon açılış tarihi ve oynayacağı maç belli oldu. Resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre Bursaspor sezon açılış maçında 7 Ağustos Perşembe akşamı 21:00'da son şampiyon Galatasaray ile karşılacak. Asbaşkan Osman Çelik haftalardır yok İspanya'ya gidiyor Barcelona ve Deportivo ile görüşüyor, sonra oradan İtalya'ya geçip Roma ve Fiorentina'dan biriyle açılış maçımızı oynayabiliriz diyor, yetmiyor bir de üstüne Panathinaikos da ihtimaller arasında diyerek iyice sallıyor. En son olarak Roma ve Panathinaikos zor ama Fiorentina %50 ihtimalle açılışta Bursa'da olacak dedikten sonra saatler geçmeden Galatasaray ile açılış maçı yapılacağı açıklandı.

Bu nasıl bir asbaşkanlıksa artık sonra çıkıp bir de kombineler çok az satılıyor, bu şekilde başarılı olamayız diyor. Sanki 12-13 bin kombine satılan sezonlarda şampiyonluklar gördük de şimdi kombine satınca başarı gelcekmiş. Kimi kandırıyoruz? Kombineler satılsın diye açılış hakkında atıp tut sonra da satılmıyor diye dert yan. Kaldı ki kombineler açılış maçında da geçerli olmayacakmış.

Aslında geçen sezonki açılıştan sonra Galatasaray çok bile gelir ama çıtayı yükseltmeseydi o zaman Osman Bey. Fiorentina'ymış yok Roma'ymış. Galatasaray ile sanırım son 4-5 yıldaki 3. açılış maçı olacak bu. Gariptir ki her sezon Bursa'nın yeni teknik direktörü Galatasaray'lı eski bir oyuncu olurdu ve maçları da genelde Bursaspor kazanırdı. Bu sene Samet Aybaba var takımın başında ve Galatasaray'da da Bursalı başkan Özhan Canaydın yok.

Her ne olursa olsun Türkiye'den bir takım gelecekse Fenerbahçe ya da Galatasaray'dan iyisi yoktur. En azından Arda'yı, Lincoln'u, Kewell'i görür gidenler. Ben zaten o tarihlerde gidemeyeceğim maça ama fırsatım olsa da gitmezdim. Bursaspor'un açılışları kadar dandik organizasyonlar pek az gördüm. Maç öncesi onca tantana boşu boşuna. Oturur televizyon karşısında izlerim rahat rahat. Yönetimin taraftarı yolmak için sattığı biletlere de para vermem. Sezon başlasın gideriz maçımıza.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Premier League 07-08

The Guardian premier ligde geride kalan sezonu fotoğraflarla özetlemiş. Yapan abimizin ellerine sağlık diyerek önemli olayları fotoğraflarıyla birlikte aktarayım dedim ben de. Fotoğrafların tamamı burada Premier lig 2007-2008;

Manchester United'ın sezona kabus başlangıcı, ilk 3 haftada 2 puan ve tek gol. Ronaldo'da hayal kırıklığı...

Premier lige yeni gelen bomba transfer Torres'in ilk golü ve bu gol Chelsea karşısında 1 puanı kurtarıyor...

Mourinho, Aston Villa deplasmanındaki 2-0'lık mağlubiyet ardından da evlerindeki Blackburn ve CL'deki Rosenborg beraberlikleriyle beraber Abramovich tarafından gönderiliyor.

Abramovich'in yerine gelen Avram Grant ilk maçında Old Trafford'da 2-0 kaybederken, takımını alkışlayan Sir'i böyle izliyor.

Emirates Stadı'ndaki maçta kaptan Gallas'ın son dakikada gelen golü Manchester United ile aralarındaki puan farkının kapanmasına engel olduğu gibi, United'ın galibiyet serisine son veriyor ve Arsenal'ın yenilmezliği devam ediyor. Gallas da Wenger'den aferini kapıyor.


Şampiyonluk yolundaki önemli maçlardan birinde, Tottenham deplasmanında bu sefer Baby Tevz son dakikada bir puanı kurtarıyor. Günün kahramanı, cankurtaran Tevez...

6 Şubat 1958 Münih Hava Facia'sının 50. yıl dönümünde Old Trafford'da Matt Busby ve öğrencileri harika bir törenle anılıyor. 1974'den sonra United City'e ilk defa evinde kaybediyor.

Arsenal Birmingham deplasmanında son dakika penaltısıyla 2 puan ve Eduardo Silva'yı bırakıyor. Martin Taylor Silva'nın ayağını biçiyor deyim yerindeyse. Bu sefer Gallas'a aferin yok tabi.

Sezonun en mükemmel maçlarından birinde Tottenham ve Chelsea White Heart Lane'de 4-4 berabere kalıyor. Tottenham 3-1'den gelip 4-3 öne geçse de maç berabere bitiyor. Woodgate de ne yükselmiş arkadaş.

Derby County Mart ayında küme düşmesi ksinleşen ilk premier lig takımı oluyor. Koca sezonda 11 puan alarak o alanda da rekor kırdılar zaten.


Sezonun en kritik maçlarından birinde United Old Trafford'da Arsenal'i ağırlıyor. 1-0 geriden gelip maçı 2-1 kazanan United şampiyonluk yolunda en önemli maçı kazanıyor. Hargreaves de herkes Ronaldo'nun friiği kullanmasını beklerken Lehmann'ı fena avlıyor. Sir de Wenger'i teselli turlarında...

Chelsea United'ın puan kaybettiği hafta da kendi evinde son dakikada Heskey'den gelen golle avantajı değerlendiremiyor ve şampiyonluk yolunda önemli bir şans kaybediyor.

Ballack United'ı 2 golle devirerek son 2 hafta öncesi puanları eşitliyor ama bu Chelsea'ye yetmeyecek tabi.

Avram Grant de Chelsea'nin başındaki en önemli zaferini kazanıyor United karşısında. İlk yarıdaki maçtakinin aksine Sir'e nazire yaparcasına...

Ve şampiyon Manchester United. Kupa kaptan Giggs'in ellerinde...

The Machine


Sasha The Machine Vujacic 3 yıllık 15 milyon dolar karşılığında Lakers'la anlaşarak takımda kalmış. Turiaf'ın gitmesi sonrası kendisine bir teklif yapılsa bile muhtemelen karşılanacaktı ama bu paraya 3 yıllık bir anlaşma iyi sayılır. Takımın son zamanlardaki en önemli bench oyuncusu haline gelmişti Sasha. Keskin şutları, saldırgan savunması ile taraftarın da sevdiği bir isim oldu bir anda. Güzel bir hamle olmuş hele ki Radmanovic ve Walton'un aldığı kontratların yanında çok iyi olmuş. Hayırlı olsun.

Sir Looking for An Asistant



Sir Alex Ferguson kendisini yine bırakıp giden Carlos Quieroz'un ardından yeni bir yardımcı arıyor. Quieroz da ne satıcıymış arkadaş, adam her seferinde gittiği yerde işi kıvıramayıp geri dönüyor, hiçbirşey olmadan işine devam ediyor doymuyor gidiyor bi daha satıyor Sir'i. Bakalım bu sefer ne kadar dayanabilecek uzak diyarlarda Quieroz efendi. Bir daha dönerse Sir sokar mı kapıdan içeri?

Coming Back

Çoook uzun zamandır bloga yazı yazmayı bırakın girip bakamamıştım bile. Bi yerden sonra da artık yazacak vakit olmayacak nasılsa diye düşünüp kapatayım bari en iyi demiştim. Girip bi kilit koyup sonra da bi daha yazamaıcam deyip kapatayım demiştim. Sınavlar biraz rahat verince, sınav stresinden de kurtulunca ulan niye öyle bişey yaptım acaba diye düşünüp vazgeçtim. İnternette harcadığım zamanın büyük bi kısmını teşkil ediyormuş zira blog işi. İnternette girince can sıkıntısından ne yapacağımı bilemez oldum ve kilidi kaldırdım. Elimden geldiğince, fırsat bulcukça bişeyler karalayayım bari dedim. Çoook uzun zaman geçti, alışmam biraz zaman alıcak heralde ama idare edecez artık.

12 Haziran 2008 Perşembe

Kayıp


Sınavların yoğunluğu sebebiyle bir süre kayıp olacağım malesef. Kusura bakmayın...

Big Phil Chelsea'de

Chelsea uzun süren belirsizlik sonucu yeni teknik direktörünü buldu. Portekiz Milli Takımı teknik direktörü Luiz Felipe Scolari turnuvanın bitimiyle beraber Chelsea'nin başına geçecek. Chelsea'deki Portekiz oyuncu nüfusunu düşününce çok akıllı bir seçim. Uzun zamandır birlikte olduğu birçok futbolcuyla klüpte de çalışma şansı yakalayacak. Chelsea'deki Portekizli dayanışması takım içinde olumlu bi hava yaratarak Mourinho'nun ardından dağılması beklenen kadroyu bir arada da tutabilir. Bosingwa ile beraber turnuva sonrası imayı çakarlar. Bir ara adı Fenerbahçe için de geçiyordu da Chelsea varken Aziz Yıldırım'ın elinin o kadar uzun olabileceğini sanmıyorum. Scolari için en öneml soru işareti uzun zamandır klüp takımı çalıştırmıyor oluşu. Onun da üstesinden gelirse iyi bir Chelsea izleyebiliriz bu yıl. Scolari Chelsea adına ilk ve en önemli hamlelerinden birini de Ronaldo'ya Real Madrid'e gitmesi yönünde tavsiye vererek yapmış oldu böylece. E tabi kim ister karşı takımda öyle bir adamı...

11 Haziran 2008 Çarşamba

Matchday - 1

Avrupa şampiyonasında ilk maçlar tamamlandı. Tüm takımlar ilk maçlarını yaptılar ve ne yazık ki ilk maçlar sonunda en zayıf takım Türkiye'ydi. Turnuvaya boşuna katılıyo, rezil olacak denilen Avusturya bile haddini bilerek, elinen geldiğince bişeyler yapmaya çalışıyor. Bazı takımlar hücumu iyi yapabilirken bazıları savunmayı iyi yapabiliyor ama Türkiye malesef iki tarafta da bir ışık vermedi ilk maçta.

İlk maçlar sonunda en çok öne çıkan takımlar Portekiz, Almanya, Hollanda ve biraz da İspanya oldu.


Grup grup bakacak olursak A Grubu'nda Portekiz mutlak favori. Turnuvanın ve bu yılın en çok tercih edilen stili olan 4-3-3'ü en iyi takım görünümündeler. Tabi orta sahada 3 tane çok teknik oyuncu kanatlarda Ronaldo, Nani, Simao gibi oyuncular olunca çok da zor olmuyor kazanmak. Bizim maçla ilgili yazıda da değindiğim gibi çok zorlanmadılar ve çok da zorlanmazlar yarı finale kadar (Hırvatistan veya Polonya'nın geleceğini varsayarak söylüyorum) Diğer maçta İsviçre ve Çek Cumhuriyeti savunmaların daha ön planda olduğu, mücadelenin yüksek olduğu bir maç oynadılar ve rakibin hatasını değerlendiren Çekler kazanan oldu. Ev sahibi İsviçre için asıl öneli kayıp kaptanları Frei oldu. Frei turnuvayı kapattı ve İsviçre'nin hücum anlamında bir şeyler üretebilecek belki de tek oyuncusu olduğu için ev sahibi için büyük şanssızlık. Çekler de Nedved ve Rosicky'nin yokluğunda eskiden o göze hoş gelen futbollarını oynayamadılar malesef. İlk yarıda sadece Koller'e kafa vurdurmaya çalışırken savunmada da hiç açık vermediler. İkinci yarıda da İsviçre defansının bir anlık hatasıda Sverkos golü attı ve Çekler 3 puanı kaptı. Bu gruptan çıkacak ikinci takım kim olur belli olmaz kim çıkarsa çıksın Almanya karşısında şansı az.

B grubunda da sürpriz yapması beklenen Hırvatistan 5.dakikada penaltıyı bulunca geriye çekildi ve kendilerinden beklenen futbolu oynayamadılar ne yazık ki. Patlama yapması beklenen Petric etkisiz gözüktü, Hırvatların iyi oyuncuları Srna, Olic ve Modric'ti. Rakitic'in ise oyuna girmemesine anlam veremedim. O da patlama yapabilecek oyunculardan. Avusturya ise birçok kişiyi şaşırttı. Kendi yetenekleri dahilinde ellerinden gelen herşeyi yaptılar. Mağlubiyeti kesinlikle hak etmediler. Kaleci Pletikosa'yı bir türlü geçemediler ve ilk maçı puansız kapadılar. Avusturya bundan sonraki maçlarda bu şekilde mücadelesine devam edecektir ama bu kadarı da puan etmiyor malesef, bir de şans olmayınca. Avusturya'nın kaptanı ve sonradan oyuna giren Türk asıllı Ümit Korkmaz dikkat çeken oyuncular. Almanya Polonya karşısında pek de zorlanmadan iyi bir futbolla skora gitti. Polonya iki Polonya asıllı Klose ve Podolski yaktılar. Maçtan önce Polonya gazetelerinde çıkan fotoğraf hırs yaptırır belki oyunculara diye düşündüm ama bekleneni veremediler. Oyunun belli bölümlerinde topa sahip oldular ama yaratıcı oyuncu eksikliği göze çarptı onlarda da. Bal yapmayan arı gibi topu ordan oraya dolaştırdılar. Almanya ise hem savunmada hem hücumda oynadığı oyunla favorilerden biri olduğunu kanıtladı. Fritz sağ bekten çok etkili bindirmeler yapabiliyor, dikkat etmek lazım bu adama. Orta sahada Ballack ve Frings büyük güç. Almanların da yolu yarı finale kadar açık olurda Portekizle eşleşmezlerse öncesinde.


C grubu ölüm grubunun ilk maçı hakkaten ölüm gibiydi. Romanya Fransa maçı futbol katliamıydı resmen. İki takımda hücumda varlık gösteremedi pek. Her iki takımda beraberliğe razı gibiydi. Zaten koca maç boyunca kaleyi bulan tek şut Benzema'nın geri pas ayarındaki şutuydu. Bu grupta zayıf takım olarak gözüken Romanya'ya puan kaptırmak kötü oldu Fransa için. İkinci maçta Hollanda karşısında tutunamazlarsa eve dönebilirler.Domenech'de tercihlerinde değişiklik gerek oyuncu anlamında, gerekse mentalite anlamında. Bu kadar yetenekli oyuncuların olduğu bi takım 1-0 olsun bizim olsun mantığı gütmemeli. İkinci maç ise ilk maçın bütün izlerini sildi. Hollanda neden bu gibi turnuvalarda en çok sevilen takım olduğunu bir kez daha gösterdi gerek futbolu gerekse renkli seyircisiyle. Sneijder genç menç ama mükemmel top oynadı. Aynı şekilde Van der Vaart da ona ayak uydurunca mükemmel Hollanda hücumları izledik. Orta sahadaki De Jong ve Engelaar İtalya orta sahası karşısında ezilmediler hatta üstün bile oynadılar. Hollanda'nın tek sıkıntısı savunmada olabilir ilerleyen turlarda. Hollanda'da Sneijder ile birlikte diğer yıldızlar da yaşlı Gio ve VDS'ydi. Gio çizgiden çıkardığı topun devamında koşarak golü attırdı kontrada bir de attı. Harika oynadı tek kelimeyle. VDS ise maçın dönüm noktasında üst üste iki kritik topu çıkardı ve bunlardan ikincisi dönüp İtalya'ya gol oldu. Hollanda Robben'in de katılımıyla oldukça güçlü bir takım olucak. İlk turun en güzel futbolunu oynayan takımdı, Sneijder de büyk oyuncu olacak. İtalya ise kendinden beklenenin çok altında kaldı. Donadoni'nin tercihlerinin bunda payı büyük. Orta sahada De Rossi, Aquilani gibi formda oyuncuların tercih edilmemesi en büyük yanlışı oldu. İkinci yarıya da Del Piero ile başlayabilirdi. Di Natale hazırlık maçlarında iyiydi ama bu maçta sönük kaldı, aynı şekilde Camoranesi de. İtalya'da ikinci maç ciddi değişiklikler olmalı kadroda. Defansta ise Cannavaro ve Nesta'dan Materazzi ve Barzagli hafif geldi malesef. Bunlara bir de Donadoni'nin Gross tercihi eklenince İtalya savunması hem kanatlardan hücuma çıkamadı hem de rakibi durduramadı pek. Yine de İtalya 2 maçta gerekli değşiklikleri yapıp bu gruptan çıkabilir.



D grubunda favori İspanya ilk maçta Rusları rahat geçti ama önemli de pozisyonlar verdiler. İspanya orta sahası ve hücumu güçlü bir takım ama teknik direktör konusunda oldukça yetersiz bir takımlar. 3-0 olduktan sonra laubali hareketler, gereksiz şımarıklıklar fena patlayabilirdi Rusya biraz daha akıllı oynasa. Ayrıca Fabregas'i böyle bir yıl geçirdikten sonra kenarda oturtabilecek tek adam Aragones'tir heralde. Yerine görev alan adamlar da çok iyi oyuncular ama Fabregas şu anda kenarda oturacak oyuncu değil. Maç 2-0 iken kontra ataklarda hızı ve adam geçme yetenekleriyle etkili olabilecek Torres'i de oyundan alması yanlıştı Aragones'in. Zaten Torres de pek memnun olmadı. İspanya yaratıcı orta sahası ve bitirici forvetleriyle bu gruptan rahat çıkar ama Aragones varken başarıları olmalarını zor görüyorum. Diğer tarafta da Rusya savunma da çok basit hatalar yaptı ve İspanya da affetmeyince kolay goller yiyerek maçtan koptu. Bir Hiddink takımı olarak fena oynamadılar ama savunmada bu hatalarda işleri zor. Hiddink'in de 50'de soktuğu ama 70'de geri çıkarması tuhaf oldu. Anlayamadım. Rusya hücumda iyi top yapıyor ama bitirecek oyuncuları yok, sonuca gidemiyorlar. Arshavin'in cezalı olması ve Pregobynak'ın sakat olması onlar adına büyük şanssızlık. İsveç Yunanistan maçında da Yunanistan 4 yıl önce neyse şimdi de oydu ama İbra'nın müthiş golünden sonra dağıldılar biraz. İsveç her turnuvanın renkli takımlarından olmuştur hep bugün de öyleydi. Güzel futbol oynamaya çalışıyorlar ve oynuyorlar da zaman zaman. Ibrahimovic, Wilhelmson, Ljungberg ve Larsson hücumda önemli bir güç. Yunanistan'da bu kafayla bu grupta en fazla bir puan alır o da Ruslardan belki. O oyun yapısıyla bi kere şansları vardı onu da şampiyon olarak iyi değerlendirdiler. Bu turnuvada şansları oldukça az. Yan toptan bir gol atıp turlar geçilmiyor malesef artık, kimse yemiyor çünkü bunları. İsveç'de Wilhelmson'un sakatlığı ciddi değildir umarım. Bir de Mellberg ve Larsson varken kaptan neden Ljungberg oldu anlamadım.

9 Haziran 2008 Pazartesi

8 Haziran 2008 Pazar

İlk Transfer; Yusuf Şimşek


Bursaspor'da yıllardan gidip gelen Ceyhun-Yusuf ikilisinden biri sonunda gerçek oldu. Denizlispor kaptanı Yusuf Bursaspor ile 2+1 yıllık sözleşmeye imza atmış durumda. Yusuf transferden çok memnun olduğunu Bursaspor'da oynayacağı için çok mutlu olduğunu dile getirmiş. Açıkçası transfer beni de heyecanlandırdı. Yıllardır uğraşıp da alamadığımız adamlardan biriydi Yusuf, her transfer döneminde adı çıkardı ama hep yalan olurdu. Bu sefer çaktırçmışız imzayı. Şimdi diğer transferler için biraz daha umutlandım. Her ne kadar Samet Aybaba'ya güvenmesem de ufak da olsa bi kıpırdanma oldu yeni sezon için. Yusuf ne kadar yaşlı da olsa topu ayağında tutan, pas yapabilen, hücumu besleyen teknik bir oyuncuydu ve yıllardır böyle bir adam eksikliğimiz vardı. Bu sene birçok maçta Cihan oynadı o bölgede gerisini siz düşünün. Bir de şu anlaşıldı denilen Kovacevic transferi olursa tutmayın beni...

Portekiz 2-0 Türkiye

Portekiz'e maçtan önce bu kadar rahat oynayabilecekleri, kaleci Ricardo'nun göbeğini kaşıya kaşıya maçı bitireceğini söyleseler dalga geçtiğinizi sanırlardı. Turnuva öncesi takımımızdan pek umutlu değildim ama mçtan önce yine milli duygularımız kabardı belki bişeyler yaparız dedik ama bu turnuvayı gol atamadan bitiririz gibi geliyor bana. Hiçbir şekilde hücumda top yapamayan, ilerde çoğalamayan, pozisyona dahi giremeyen bir milli takım vardı. Üstelik şans da yanımızdaydı. Portekiz'in 3 topu direkten döndü, Gökhan Zan'ın yaptığı hatada avantaj durumuna kalmasa kırmızı yiyebilirdik orda. Onun yerine giren Emre Aşık'ın zaten kadroda olması bile en baştan yanlış. Sahada bugün ne yaptığını bilen bi Hamit, Aurelio ve Emre vardı malesef. Tuncay maça sarhoş çıkmış, Nihat iki tane çok iyi savunma oyuncusunun arasında kayboldu gitti doğal olarak. Fatih Terim de maçtan önce "sürpriz" yapcam diye Kazım'ı oynattı sonra iyi oynayan en azından ilerde bişeyler yapan Mevlüt'ü çıkardı.

Portekiz çok da fazla zorlamadan rahat bir galibiyet aldı. Maçın tamamını kontrol ettiler, topa her zaman sahip oldular. Zaten top bize geldiğinde de hiçbir şekilde topu düzgün kullanamadık. Zaten orta sahada topu kullanabilecek oyuncumuz yoktu. Eskiden olsa en azından Hakan Şükür'e şişirirdik belki o sayede bişeyler olurdu. Şimdi Nihat da olunca ilerde kaybolup gittik. Kadro seçimi en baştan yanlış diye düşünürken bunu kastetmiştik, böyle maçlarda eksikliğini arıyoruz işte F.Tekke, H.Şükür gibi oyuncuların. Hamit'in sağ bek Sabri'nin orta saha oynadığı bir takımda top yapamamamız gayet normal. Kaldı ki Hamit kendisi orta sahada daha iyi oynadığını söylerken. Bir dahaki maçta yapılması gereken bence Nihat'ın yanına bir yardımcı oyuncuyla başlamak, yoksa Nihat kaybolur yine. Hamit orta sahada başlamalı, Tuncay'ın yerine Arda oynamalı. Defansta da bence Servet'le Galatasaray'da iyi bi ikili oluşturan Emre Güngör oynamalı. Gerçi Fatih Terim'in bunları yapacağını sanmıyorum zaten bunları yapacak bir adam olsaydı kadroyu adam gibi seçerdi en baştan. Turnuvayı gol atmadan bitiririz bu oyunla, belki 0-0 bir maç bitirirsek bir puan alırız o kadar.

6 Haziran 2008 Cuma

Giovani Dos Santos

Tottenham'ın yeni transferi Giovani Dos Santos. Guardiola'nın da gelişiyle Barcelona'nın gençleşme operasyonun önemli bir parçası olacağını düşündüğüm Dos Santos yeni sezonda White Heart Lane'de top koşturacak. Dos Santos için M.City de aday takımlardandı fakat Juande Ramos 8.6 milyon pounda işi bitirmiş. Barcelona Dos Santos'un iki yıl içinde herhangi bir takıma transfer halinde transfer ücretinin %20'sini, önümüzdeki herhangi bir yılda gerçekleştireceği transferinse %10'unu kazanacak. Hayırlı olsun.

5 Haziran 2008 Perşembe

Güle Güle

Ronaldo: "I want to play for Real Madrid, but only if it is true they are eager to pay me and Manchester United what they have been saying they will."


Ronaldo'nun United'dan ayrılacağının son sinyali bu sözler artık. Her iki kupayı da kazandığı, şu anda dünyanın en formda takımını, en iyi kadrosunu bırakıp Real Madrid'e gidecek paşa. Mantığı aklım almıyor Real'de olup da United'da olmayan ne var diye düşünüyorum ama bir cevap yok. Yine de kendi tercihidir ama kendisini 3-5 yılda futbolu sadece adam çalımlamaktan ibaret sanan bir futbolcudan dünyanın en büyük futbolcusu haline getiren Ferguson'a ve Manchester United'a yaptığı bu saygısızlık onun da yakasına yapışır ilerde. Yandan sallan sarı saçlarıyla Old Trafford'a ayak basmıştı, bu kararından sonra yukarıdaki gibi "ne yaptım ben" diye hayıflanarak bu günleri arayacaktır mutlaka. Manchester United'da kişiler değil takım ve felsefe önemlidir, bir Ronaldo gider diğeri gelir. O 7 numarayı giymek herkese nasip olmaz ve malesef her giyen de hakkını veremiyor.

Beni Euro 2008'e Taşı

Euro 2008'de takımların seyahat edecekleri otobüsler ve her otobüsün üzerinde ülkenin orjinal dilindeki mesajlar;




Avusturya, - Nur gemeinsam können wir gewinnen..!

"Sadece birlikte kazanabiliriz..!"

İsviçre, - Endstation: Wien

"Son durak: Viyana"

Almanya, - Deutschland, ein Team, ein Ziel

"Almanya, tek takım, tek amaç"

Fransa, - On vit ensemble, on vibre ensemble

"Beraber yaşıyoruz, beraber coşuyoruz"

İtalya, - Il cielo é sempre più blu...

"Gökyüzü her zaman daha da mavi.."

İspanya, - Pase lo que pase, Espana siempre

"Ne olursa olsun, her zaman İspanya"

Yunanistan, - Ενα όνειρο, μια ομάδα!

"Tek takım, tek rüya!"

İsveç, - Sveriges gäng = full poäng

"İsveç'in takımı, ne rüya ama.."

Rusya, - Российский футбол, победа за нами. Россия гордится ее игроками!

"Haydi Ruslar eller havaya, bu taraftar sizinle gurur duyuyor!"

Hollanda, - 1 doel, 1 gevoel, samen zijn we oranje

"1 görev, 1 duygu, hepimiz portakalız"

Romanya, - România, te iubim si cu tine ne mândrim!

"Romanya, seni seviyoruz ve gurur duyuyoruz!"

Hırvatistan, - Uz navijace do krova Europe

"Taraftarla birlikte, Avrupa'nın zirvesine"

Polonya, - ...bo liczy sie sport i dobra zabawa!

"..çünkü sadece spor ve eğlence önemlidir!"

LA Lakers 84-85

Hazır finalle ilgili programı da verip gaza gelmişken daha önceki Celtics-Lakers finallerinden devam edeyim istedim. Lakers'ın 84-85 sezonundaki takımı. Ezeli rekabetin Lakers tarafında kupayı ilk kez kucaklayan takım. Celtics'le oynanan finallerde 8-0'lık seriye son veren takım. Magic, Kareem, Worthy, Kurt Rambis ve koç Pat Riley..

Nba Finals 2008

Nba'de final serisi 24 saat sonra Ntv'de başlıyor. Seri ile ilgili çok güzel iki teknik değerledirmeyi burdan ve burdan okuyabilirsiniz. Bu ustalardan sonra bana pek laf düşmez diyerek sadece programı veriyorum;

6 Haziran 04:00 Lakers @ Celtics
9 Haziran 04:00 Lakers @ Celtics
11 Haziran 04:00 Celtics @ Lakers
13 Haziran 04:00 Celtics @ Lakers
16 Haziran 04:00 Celtics @ Lakers
18 Haziran 04:00 Lakers @ Celtics
20 Haziran 04:00 Lakers @ Celtics

Tüm maçlar Ntv'den canlı yayınlanacak. Seride 4 yapan kazanır. Tahminime gelince biraz da subjektif olarak deplasmanda bir maç çalar Staples'da işi bitiririz umarım diyorum. 4-1 Lakers. Magic'in yolundan yürüyedurun aslanlar...

3 Haziran 2008 Salı

Euro 2008 Türkiye

Bizim milli takımı sona bırakmak istedim. Fatih Terim kadrosunu açıklarken neler düşündü bilmiyorum ama ben pek memnun olmadım kadro açıklandığında. Kadroda olması halde olmayan oyuncular, olmasına şaşırdığım oyuncular bir hayli fazla. Öncelikle neden kadroda olmadığını merak ettiğim oyuncuları söyleyecek olursam mesela Ümit Karan, Hakan Şükür, Mehmet Topuz, Fatih Tekke vs. diye gidiyor. Sonrasında bu kadar müthiş bir yıl geçiren Sivas'tan niye kimse yok onu da merak ediyorum aslında mesela Mehmet Yıldız. Kaleci seçimlerinde de Tolga Zengin yerine son haftalarda müthiş bir performans yakalayan Aykut da mutlaka olmalıydı. Hadi Ümit Karan'ı sevmiyor onu anlıyorum, Trezeguet, Raul olaylarında olduğu gibi Hakan Şükür de bu gruba dahil olabilir diyelim. Fatih Tekke neden yok mesela takımında çok süre alamıyor diye e Emre çok mu alıyor o zaman da Fatih Hoca. Ayrıca Kazım Kazım, Tümer napıyor milli takımda? Emre Aşık? Kadro bana göre çok kötü seçilmiş bir kadro. Bir de Yıldıray, Halil ve İbrahim Kaş kadrodan sonradan çıkarılan isimler oldular. Yine de ne olursa olsun bizim takımımız Tümer de atsa Emre Aşık da atsa çılgınlar gibi sevineceğiz ama milli takıma teknik direktörün "adamları" değil hak edenler giymeli.


Goalkeepers: Volkan Demirel (Fenerbahçe SK), Rüştü Reçber (Beşiktaş JK), Tolga Zengin (Trabzonspor).

Defenders: Gökhan Gönül (Fenerbahçe SK), Sabri Sarıoğlu (Galatasaray AŞ), Gökhan Zan (Beşiktaş JK), İbrahim Kaş (Beşiktaş JK), Emre Aşık (Galatasaray AŞ), Servet Çetin (Galatasaray AŞ), Hakan Balta (Galatasaray AŞ), Uğur Boral (Fenerbahçe SK).

Midfielders: Mehmet Aurélio (Fenerbahçe SK), Mehmet Topal (Galatasaray AŞ), Emre Belözoğlu (Newcastle United FC), Tümer Metin (Larissa FC), Yıldıray Baştürk (VfB Stuttgart), Hamit Altıntop (FC Bayern München), Ayhan Akman (Galatasaray AŞ), Arda Turan (Galatasaray AŞ), Tuncay Şanlı (Middlesbrough FC), Kazım Kazım (Fenerbahçe SK), Gökdeniz Karadeniz (FC Rubin Kazan).

Forwards: Nihat Kahveci (Villarreal CF), Halil Altıntop (FC Schalke 04), Semih Şentürk (Fenerbahçe SK), Mevlüt Erding (FC Sochaux-Montbéliard).

Euro 2008 İsviçre


Goalkeepers: Diego Benaglio (VfL Wolfsburg), Pascal Zuberbühler (Neuchâtel Xamax FC), Fabio Coltorti (Real Racing Club Santander).

Defenders: Philipp Degen (BV Borussia Dortmund), Johan Djourou (Arsenal FC), Mario Eggimann (Karlsruher SC), Stéphane Grichting (AJ Auxerre), Stephan Lichtsteiner (LOSC Lille Métropole), Ludovic Magnin (VfB Stuttgart), Patrick Müller (Olympique Lyonnais), Philippe Senderos (Arsenal FC), Christoph Spycher (Eintracht Frankfurt), Steve von Bergen (Hertha BSC Berlin).

Midfielders: Tranquillo Barnetta (Bayer 04 Leverkusen), Valon Behrami (S.S. Lazio), Ricardo Cabanas (Grasshopper-Club), Gelson Fernandes (Manchester City FC), Daniel Gygax (FC Metz), Benjamin Huggel (FC Basel 1893), Gökhan Inler (Udinese Calcio), Johan Vonlanthen (FC Salzburg), Hakan Yakin (BSC Young Boys).

Forwards: Eren Derdiyok (FC Basel 1893), Alexander Frei (BV Borussia Dortmund), Blaise Kufo* (FC Twente), Marco Streller (FC Basel 1893).


İsviçre turnuvanın diğer ev sahibi ve bence çok iyi bir takım olmamalarına rağmen Avusturya'nın puan bile almasının zor olduğu bi turnuvada diğer ev sahibinin de erken veda etmesine izin vermezlerse turnuvaya devam edebilir. Hücum anlamında kısıtlı, iyi savunma yapan, fiziksel mücadeleye dayalı bir takım. Ama ev sahibi olmaları, taraftar etkeni sayesinde grupta şansları olabilir. Özellikle ilk maç onlarla oynamayacağımız için şanslıyız bence. Takımdaki önemli olyuncular Lazio'lu Behrami, Dortmund'lu Frei ve Liverpool'a transfer olan Degen. İsviçre ilk maçı alır ama sonrasında ne olur bilmiyorum. Fotoğraftaki Kuhn da turnuvadan sonra yeri ni Bayern Münih efsanesi Hitzfeld'e bırakacak. Gönlüm elenmelerinden yana..